Sevgili Gökçe Çocuk Evi Mensupları,
Bütün anneler gibi ben de doğduğu günden itibaren hayatımın merkezine koyduğum çocuğum için her şeyin en iyisini istedim. Bunun için elimden geleni yapmam gerektiğine inanıp çaba gösterdim.
Belki de çalışan bir anne olmanın verdiği özlemle -bugün bile zaman zaman-bu çabayı gösterirken bazen dengeleri bozduğumu itiraf ediyorum. Gereksiz kaprislerine boyun eğdiğimi, fazla hizmetkâr olup tembelleştirdiğimi, şımarıklığa dönmesine izin verdiğim sevgi gösterilerinde bulunduğumu, bazen kullanıldığımı, aslında alınmamasının daha iyi olacağını bildiğim abartılı hediyeleri, v.s…v.s…
Bütün bunların yanında ise çocuğuma kendi hayatı adına verebileceğim en değerli hediyelerin; dengeli bir sosyal kişilik sahibi olmasını, benim yanında olamayacağım zamanlarında bile kendi ayakları üzerinde durabilecek kadar dirayet kazanmasını, yeteneklerinin farkına varmasını ve bunları değerlendirebilmesini, hümanist olabilmesini, global düşünebilecek kadar aydın fikirli olabilmesini ve mutluluğunu kendi yaratabilecek kadar duygulu ve düşünceli olabilmesini sağlamak olduğunun farkında olacak kadar da bilinçli bir anne olmaya çalıştığımı da bilmenizi isterim.
Ona, sahip olmasını dilediğim bütün bu iyi meziyetleri kazanabilmesi için iyi bir eğitim süreci sağlamaya çalışmam gerektiğini, bu eğitimin de olabilecek en sağlam temeller üzerine atılması gerektiğini biliyorum bu sebeple daha önce buradan mezun olan iki yeğenimin bana göstermiş olduğu başarılarının ışığında -full referensla- Tuğra da Gökçe Çocuk Evi’nin çok çocuklu ailesine katılan minik fertlerinden birisi oldu.
Oğlum Tuğra’nın yuvaya başlama dönemi her ikimiz içinde ev taşınması dâhil birçok değişimin yaşandığı oldukça zor bir döneme denk gelmişti.
Tuğra’nın doğduğu andan itibaren maksimum torpille şımartıldığı anneannesinin himayesinden yuvaya başlaması onun sosyal hayat içerisinde bir birey olma yolunda attığı en önemli adımdı ve bu durumdaki her çocukta olduğunu tahmin ettiğim gibi bu adım geçiş dönemi zor olan bir sürecin başlangıcı oldu.
Ağlama krizleri, inatlaşmalar, isyanlar, giriş kapısında yaşadığımız dramatik ayrılık zamanları, her gün değişen ruh halleri, birlikte yaşadığımız gel-gitler bu başlangıçta yaşadığımız birer anı olarak bugün hayatımızdaki yerlerini çoktan aldılar.
Aradan geçen yaklaşık bir seneye yakın zaman içinde oğlumun yaşadığı değişime ve gelişime baktığımda bu başlangıç için doğru yerde olduğumuzu ve bu adımı gökçe çocuk evinde attığımız için şanslı olduğumuzu bir kez daha anlıyorum.
Ayrıca; bu dönemde okula uyum sağlamaya çalışanın sadece çocuk olmadığını unutmayarak bana da gösterdiği anlayışa ve eğitimci yaklaşıma, şu anda birçoğunun bana anlamsız geldiği sorularım karşısındaki sabrına, özellikle çalışan bir anne olarak yaşadığım artı ve eksileri eğitimci ve uzman gözüyle değerlendirerek her defasında farklı boyutlardan bir kez daha görmemi sağlayan sevgili pedagogumuz ve eğitim uzmanımız Sn. Nuray Yetkin’e özel olarak sonsuz teşekkürlerimi bir kez daha sunmaktan mutluluk duyuyorum.
Şu anda geldiğimiz noktayı sorarsanız eğer;
Oğlum evin içinde koştururken Eeliiff, Çiiğdemm diye öğretmenlerinin adıyla tempolu şarkılar söylüyor. Akşamları okuldan alırken onlara öpücüklü eller sallanıyor. Her kaşıkta bu Hacer Hn. için, bu Şule Hn. için bu Nuray Hn. için, bu Elif öğr. için, bu Çiğdem öğr. için diye diye sevmediğini bildiğim bazı akşam yemeklerinde bile yediği miktarlar artıyor. Ve hele hele evde Nuray teyzesi gibi yapmayı hiç beceremediğim o yemekleri, meşhur cacığı ve Nuray teyze tatlısını zaten hiç saymıyorum bile.
Kıyaslanınca benimkilerde hep bir eksik bulunuyor maalesef J
Benim için yaptığı resimleri birlikte buzdolabımıza asıyoruz. Öğretmenlerinin ellerine yaptığı o kıymetli yıldızları ve kelebekleri yıkamak için yaptığım cambazlıklar ve laf oyunları görmeye değer.”
“Ben bugün okulda…” Diye başlayan akşam sohbetlerimiz bile oluştu oğlumla. Hele “sen ne yaptın bugün anne” diye devam edince bu sohbetler bir annenin yaşadığı duyguyu varın siz düşünün.
Paylaşmayı öğrendi benim oğlum ve eskisi kadar ikna olmaz bir inadı kalmadı. Çok almak istediği oyuncakları gördüğünde bile “maaşını alınca alırız di mi anne? “diyecek kadar da olgunlaştı. Artık diş fırçamız, tabağımız, çatalımız, kaşığımız hayatımızdaki yerlerini bir hayli pekiştirdiler. kıyafetlerimizi tek başımıza veya biraz destekle çıkarıyoruz hatta biraz uğraştırsa da giyinebiliyoruz. Bu arada Tuğra’nın 3 yaşını henüz eylül ayında doldurduğunu da söyleyeyim.
Bazen sözlerini unutup uydursak da birlikte söylediğimiz şarkılar öğrendi ve “sen de hiç bilmiyorsun anne yaa…!” Diyerek bana da bilmiş bilmiş öğrettiği bu şarkıları.
Parmaklarımızı göstere göstere rakamları öğrendik birlikte. Daaree’yi, kare’yi, üçgen’i öğrendik. İsimlerimizdeki harfleri de biliyoruz artık. Hamurlarımız, kalemlerimiz, boyalarımız zaten vazgeçilmezlerimizin arasına girmiş durumda, renkleri, nesneleri, araçları öğrendik. İngilizce bile konuşuyoruz artık, happy birthday to you’ya benzeyen aapy vörley tu du diye şarkımızı söyleyip mumlar yakıp söndürüyoruz birlikte. Ve gerçekten yazdıkça daha fazla hoşuma gittiğinin farkına vardığım daha bir sürü şey...
O öğreniyor hoşuna gidiyor bana da öğretiyor ve birlikte yapıyoruz.
Geçenlerde okula gitmediği bir gün yaptığımız öğlen ziyaretinde hazırlanan yatakların içinde kendi çarşaflarını görmeyince “niye benim yatağım yok” diye ağlaması bile artık kendini ne denli okula ait gördüğünü bana bir kez daha gösteren bir tepkiydi aslında.
E tabi bütün bunları görüp de bazen şımaran bir anne olarak beklentilerimin sınırlarının arada bir coştuğunun farkına vardığım zamanlar olmuyor da değil hani ..bu durumlarda bile okulda
Bana gösterilen anlayışa kendi adıma tekrar tekrar teşekkür ediyorum ve diyorum ki anneliğime verin... :)
Oğlumu her sabah sizlere emanet edip işime geliyorum. Bazen neşeli, bazen huysuz, bazen hasta, bazen de inatçı olduğu günler oluyor. Ama her haliyle biliyorum ki sizlerin yanında güvende ve mutlu. Bunu biliyorum çünkü görüyorum ve bunun için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Nevin (Kuruçay) Ortahisar
Tuğra’nın Annesi



